Sayın Ömer İzgi’nin TBMM Konuşması ve Milliyetçi Çizgideki Derin Yankısı
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında dün Sayın Ömer İzgi’nin yaptığı konuşma, aslında yalnızca güncel siyasetin değil, aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin, ülkücü hareketin ve demokrasi arayışımızın tarihsel bir tezahürüdür. Sözleri, salt bir siyasetçinin değil; devlet aklını, millet vicdanını ve milliyetçi iradeyi aynı potada yoğurmuş bir şahsiyetin seslenişi olarak yankılanmıştır.
Sayın İzgi’nin işaret edip tarifini yağtığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yeniden gözden geçirilmesi ve Parlamenter Cumhurbaşkanlığı modeline dönüş önerisi, yüzeysel bir reform çağrısı değil; devletin bekası için atılmış bir uyarı niteliğindedir. Cumhurbaşkanının TBMM üyeleri tarafından seçilmesi gerektiği yönündeki tespit, kuvvetler ayrılığının yeniden tesisine ve milli iradenin daha güçlü şekilde tecellisine kapı aralamaktadır.
Burada üzerinde durulması gereken husus, Sayın İzgi’nin sözlerinin yalnızca siyasal teknik detaylarla sınırlı kalmadığıdır.
O, aslında Gazi Meclis’in tarihsel kimliğini ve Türk milletinin “birlikte yaşama iradesini” yeniden hatırlatmıştır.
1982 Anayasası’nın 66. maddesi üzerinden vatandaşlık tanımına dair yaptığı değerlendirmeler, milletin kültürel ve tarihsel bütünlüğünü esas alan bir anlayışın tezahürüdür. Evet, bu milletin adı Türk milleti’dir; bu topraklarda eşit vatandaşlık, ancak bu ortak aidiyetin kabulüyle mümkündür.
Bu çıkış, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yıllardır dile getirdiği “devletin kurucu esaslarına sadakat” çağrısının bir başka yönüyle ifadesidir.
Nasıl ki Sayın Bahçeli, Cumhuriyet’in temel harcını oynatmadan siyasal sistemin güncellenebileceğini ve milli bekaanın tesisi için "Terörsüz Türkiye ve Milli Birlik" idealini Devlet politikası haline getirmiş ise ;
Sayın İzgi de aynı fikriyatın başka bir penceresinden bu devlet politikasına birlik ve dirlik adına omuz vermiştir.
Çünkü her ikisi de aynı mektebin, Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in milliyetçi-ülkücü hareketi yönettiği tedrisatı görmüş ve birlikte omuz omuza nice kavgalarda sırt sırta vermişlerdir.
Burada zikredilmesi gereken bir diğer mühim isim ise, Ülkücü Hanımlar Derneği’nin kurucu Genel Başkanlığını yapmış, Ülkücü hareketin mavisinde iz bırakmış ve hem Başbuğ Türkeş’in hem de Sayın Devlet Bahçeli’nin mesai arkadaşı olmuş, Aysel İzgi’dir.
O, yalnızca bir eş değil ; ülkücü mücadelenin gönül neferlerinden biridir.
Bugün Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli'nin işaret ettiği "Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik" idealine emin adımlar ile ilerleyen kutlu devletimiz için yayında hedefini bulmak için fırlayan bir ok gibi ;
Sayın Ömer İzgi’nin eğip bükmeden, orta yolcu kafalara bürünmeden sesini yükseltirken aldığı toplumsal karşılık, aslında Aysel İzgi gibi fedakâr ülkücü hanımların, kararlı ve cefakâr nice genç ülkücünün ve dava arkadaşlarının mücadelesiyle yoğrulmuş bir geçmişinde tezahürüdür.
Sayın İzgi’yi eleştiri yağmuruna tutanlara gelince…
Bu eleştiriler, haklılık payından ziyade günübirlik siyasi çekişmelerin birer tezahürüdür.
Oysa İzgi’nin konuşması,
Türk devlet aklının ve milliyetçi vizyonun yeniden dillendirilmesidir.
Kendisini hedef alanların gözden kaçırdığı gerçek şudur:
Bu sözler şahsi bir hesaplaşmanın değil, milletin geleceği adına dile getirilmiş uyarıların ifadesidir.
Bugün bu ülke, Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a, 1923’ten 2023’e uzanan milliyetçi mukavemet ruhuna muhtaçtır.
Sayın İzgi’nin çıkışı da, Sayın Devlet Bahçeli’nin kutlu çağrısı ve mücadeleside aynı istikameti göstermektedir:
Devlet ebed müddet, millet ilelebet…
HALİL HAKAN ERÇELEBİ